Sağlık Profesyonelleri için Eğitim Profesyonelleri için Çocuk ve Ergenler İçin Ebeveynler İçin

Migren bir engellilik midir?

Engelli dediğimizde aklımıza bir uzvunu kullanamayan, hareket kabiliyeti sınırlı veya zihinsel bir sorun nedeniyle kendisini ifade açısından sorun yaşayan kişiler gelir akla. Burada anlatılmak istenen şey, kişinin hayatın içinde olmasını engelleyen bedensel, ruhsal veya zihinsel bir sorunu olmasıdır.

Oysa bir anne düşünün; ayda en az beş kez şiddetli baş ağrısı atağı yaşıyor. Ataklarının bir gün öncesinden başlayıp ağrıyla geçen üç günü ve ağrı geçtikten sonra yaşadığı bir günlük “üzerinden dozer geçmiş gibi yorgun olma hali” de eklenirse, her atak neredeyse beş gününü alıyor hayatından. Bu beş günde elinden geleni yapsa da evinin işleri, hayalleri ve insanlarla kurduğu diyaloglar, her şey etkileniyor. O çok sevdiği ailesiyle ne yemek yiyebiliyor ne evde zaman geçirebiliyor ne de dışarı çıkabiliyor hiç olmazsa bir hava almak için. Sürekli karanlık bir odada yatmak istiyor. Çocuklarının sesine, yemeğin kokusuna, odasına gelen güneş ışığına ve evin içinde hareket etmeye bile tahammülü kalmamış neredeyse. İşte bu anne doktor olarak bizim teşhisimize göre “müzmin migren” olarak yeterince dikkate alınıyor mu bilmiyorum ama, Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre acil müdahale listesindeki ilk 10 hastalık içerisinde anılıyor hâlihazırda.

Migren atakları kişinin yaşına ve meşguliyetine göre yaşamı her anlamda olumsuz etkiler. Öğrenciler okuluna gidemez, gitse de dersi sağlıklı bir şekilde dinleyemez, başı patlayacakmış gibi ağrır, midesi bulanır, tahtaya dahi bakamaz ve sınıftaki koku onların canına okurken dört gözle bekler bir an önce eve gitmeyi. Dersi anlamaz, sınavı varsa yeterince kendini veremez ve okul etkinliklerine katılamaz gönlünce. Aynı şekilde iş insanları işlerindeki stresle katmerlenen ağrıları onlara hayatı zindan ederken doğal olarak eski performanslarını gösteremezler, evden çıkıp işe gidecek gücü bir şekilde toplamış olsalar da. Keza ataklar sırasında aksatılan sosyal aktiviteler giderek yalnızlığa ve mutsuzluğa götürür özünde mükemmeliyetçi ve hassas olan bu insanları. Nitekim bu aksaklığı ölçen ölçeklerde hastaların dörtte birinde yaşam kalitesinin %90’ı aşan oranlarda bozulduğu rapor edilmiştir. Ve keza hastaların %65 ten fazlası migren atakları nedeniyle işyerlerinde sorun yaşadıklarını, bozulan performanslarının onların kariyerlerini ve kazançlarını olumsuz etkilediğini bildirmişlerdir. Öyle ya; hangi işveren ayın yarısında ağrıdan dolayı mutsuz ve performansı düşük bir çalışanla devam etmek ister yoluna, her ne kadar bu onun elinde olmayan bir durum olsa da.

Bu tür hastalar için Amerika’da yılda 40 milyon dolar, Avrupa da ise 50 milyon dolar harcanıyor, olaya mali açıdan baktığımızda. Baş ağrısı ve ağrı kesicilerin fazlaca kullanıldığı baş ağrısı hastaları da dâhil edildiğinde, Avrupa ülkelerinde tüm baş ağrısı hastaları için harcanan para 100 milyon Euro’yu aşıyor, dolaylı kayıplar göz ardı edilerek. Hastanın aksayan işleri nedeniyle dolaylı kayıplar da hesaplandığında rakam daha da artıyor doğal olarak. Yaşam boyu yaşanan tüm ataklar gözetildiğinde migrenli kişilerin eğer bir an önce bir çözüm üretilemezse yaşamlarının neredeyse yarısını yaşam kalitesi bozuk bir şekilde yaşadıkları varsayılır. Bu, gerçekten ürkütücü bir saptamadır. Sadece İngiltere’de günde yaklaşık 100 bin kişinin okula veya işe gidemediğini söylersem ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız sanırım.

Nitekim tüm bu bilgiler ışığında hazırlanan bir raporda Dünya Sağlık Örgütü, DALY (Sisability Adjusted Life Years), yani engellilik durumuna göre ayarlanmış hastalığa maruz kalınan yıllar hesabıyla migreni felçten sonraki en önemli ikinci hastalık olarak kabul etmiş ve böylece konuya verdiği önemi göstermiştir. Sözünü ettiğim listede menenjit ve Alzheimer hastalığının migrenin arkasında kaldığını söylersem olayın boyutları kolaylıkla tahmin edilebilir.

Öte yandan migrenin erişkin ve üretken çağın hastalığı olduğunu hatırlarsak durumun önemini daha iyi fark ederiz. Bir diğer önemli gözlem de şunu gösteriyor: Son 25 yılda tüm dünyada migrene ait DALY değeri düşünün ki MS’ten (Multipl Skleroz) bile fazla artmıştır. Pek çoğunuz MS konusunda hastalığın doğal seyri ve kullanılan tedavilere rağmen yaşanan sorunlar nedeniyle yaşanan zorluklardan haberdarsınızdır. Sonuç olarak bir yanda artan hasta sayısı, öte yandan her geçen gün artan müzmin migrenli hastaların getirdiği ilave zorluklar, bu işe daha fazla kafa yormamız gerektiğini anımsatıyor bize. Aslında şunu kabul etmek hepimiz için iyi bir nokta oluyor: Tıpta rakamlar ile ifade edilen istatistiksel her rakam bir insanı ve bir hayatı temsil ediyor. Bu rakamlara birer gözüyle bakabilirsek, hep birlikte çözüm de kendiliğinden gelecektir.

Ülkemizde 1998, 2008 ve 2013 yıllarında (her zaman gururla paylaştığımız) üç önemli saha çalışması yapılmıştır, yedi bölgeden çokça hasta dâhil edilerek. Bu çalışmalar yurdumuzda her 10 erkekten biri ve her 5 kadından biri olmak üzere kabaca migren türü baş ağrıları yaşadığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu hastaların çoğunun üretken çağda olduğu ve Marmara bölgesi gibi kentsel yaşamın yaygın olduğu alanlarda daha sık görüldüğü, dikkati çeken diğer noktadır. Yani insan türü için fazla teknoloji ve betonlar içindeki yaşam çok da iyi olmuyor.

İlginç bazı tespitleri aktarmak istiyorum, araştırıcıların (Ertaş M. ve arkadaşları, 1998-2008 ve 2013, Türkiye Baş Ağrısı Epidemiyolojisi Çalışması) izniyle ülkemiz açısından önem taşıdığı için. Yurdumuzda eğitimsizlerde, az buçuk malı mülkü olanlarda ve sigara içenlerde daha sık görülüyor migren türü ağrılar. İlginç olan nokta bu hastaların neredeyse yarısı ağrısı için komşu teşhislerine ve nörolog dışı hekimlerin bilgisine başvuruyor çoğu zaman. Neredeyse her 10 hastadan biri ağrısını kendi başına ağrı kesici tüketerek çözmeye çalışıyor; olmadı modası geçmiş migren ilaçları veya popüler olduğunu düşündüğü yeni migren ilaçlarından kullanıyor kafasına göre, kendisine vereceği zararlardan bihaber olarak. Hekime gittiklerinde ise pek çoğu sinüzit veya sinirsel baş ağrısı şeklinde teşhisler alıyor, gerçeği yansıtmayarak. (Burada meslektaşlarıma haksızlık etmek istemem. Amerika ve Avrupa’da da bu konuda durum benzerdir.) Bu insanların çoğunun ayda 5 ten sık atak yaşadığını ve ağrıların yarısından fazlasının çok şiddetli olduğunu söylersem bana hak verirsiniz sanırım. Aslında hastalarımız da bunun fazlasıyla farkında, zira hekimlerin, “Ağrıdan dolayı yaşam kaliteniz düşüyor mu?” sorusuna ülkemizdeki migrenlilerin yarıdan fazlası “Evet” cevabını vermiş. Migren ataklarında her dört kişiden biri aile içi görevlerini aksatıyor. Kabaca her iki migrenliden biri işini veya okulunu aksatıyor.

O halde sizce hâlâ migren bir engellilik durumu değil mi? Nitekim son raporlardan birinde engellilik yaratan tıbbi durumlar içinde migren 6. sırayı almıştır, hepimizi şaşırtıp ürküterek. Nitekim yukarıda söz ettiğim ülkemize ait araştırmada ağır engellilik ölçütlerini karşılayan hasta oranı %10’larda iken, %15,8 olan orta engellilik hastaları da dâhil edilirse kabaca her dört migrenliden birinin orta veya ağır engellilik durumunu karşılayacak yetersizlik içinde yaşamlarının yarısını geçirmek zorunda kaldıklarını söyleyebiliriz.

Kaynaklar: Özge, A. Genetik Havuzdan Çeyiz Sandığına Migren. İstanbul; A7 Kitap Yayıncılık, 2018.

Yazar hakkında

Prof. Dr. Aynur Özge

Yorum Yap